DÜŞLERİM
Saçlarım uzuyor,ömrüm kısaldıkça. Bir de aklıma düşen bir yabancıyı düşlüyorum. Çok meşgulüm.
Engin denizler gibi, hani görünmez sonu. Başlangıcı bilirsin, anımsarsın ilk günü. Ama sonu hakkında dönmez dil, susar, düşünemez.
Öyle ya, sonlar hep kötüdür. Cadılar prensesleri öldürür, büyük aşklar ayrılıkla sonlanır, en sevdiğin arkadaşının babasının tayini çıkar, 5. sınıf biter öğretmenin elveda der, hava alanında iki damla gözyaşı, otogarda boğazına düğümlenen onlarca kelime, kapıyı örtüşler, el sallayışlar…
Sonuna nokta konamayan cümleler ister insan hep. Virgüller daha sevimlidir. Ama o cümle hep yüklemle biter. Birileri eyleme geçer ve gider.
Engin denizler gibi sevdim ama seni, kimsenin göremeyeceği kadar, kimsenin anlamayacağı kadar, senin bile. Sen bile görme diye ben her gün arka sokaktan gittim okula. Sen bile anlama diye kırmızı şapkamı giydim hep saçlarım heyecandan savrulmasınlar diye. Sen bile bilme diye, ben sustum hep.
Ben hep, hep gittim ben. Güzel bir şarkının nakaratı başlamadan, filmdeki esas oğlan sevdiceğini öpmeden, anne bebeğini uykudan alıp ona sarılmadan, bir hastanın derdine derman bulunmadan. Gittim ben, seni sana bırakmak için.
Engin denizler gibi özledim seni. Dalgaları tekneleri savuran, fırtınayla cehennem olan, akşam olunca sessizliğe öfke katan, kızınca her şeyi yerle bir eden. Ama her şeye rağmen maviliğiyle huzur veren, balıklara hayat veren, rüzgara anlam veren, aya yatak döşek olup misafir eden…
Amalarım hiç bitmedi. Ama uzaktın, ama yoktun, ama sen sendin, ama ben. Ben hep yoktum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder