Gökten zembille inmedim elbet. Ama kendimi seviyorum. Sırf bu yüzden etrafıma ördüğüm duvarlar var, korumak için kendimi dış etkenlerden. Zarar vermesin hiçbir şey diye bana, kapısı bile yok duvarların. Yani ben o duvarları yıkmadıkça, kimse giremez bu hayata.
Evet, bencilim, gereğinden fazla. Kendi zevklerimden arta kalan vakitlerde kimseye ayıracak vaktim yok. Çünkü o vakitlerde de yeni zevkler yaratıyorum kendime, yine kendimle oluyorum.
Ha, pragmatistim bir de. Öğretecek bir şeyi yoksa karşımdaki insanın, hayatımda yeri yok. Kaybedecek vaktim yok çünkü.
Neden mi böyle katlanılmaz biri oldum?
"Kaybedeceğim en fazla zaman olur ya." cümlesini çok kurardım. Ve en fazla kaybettiğim şey zaman oldu. Sanırım göze alamıyorum artık kaybetmeyi. Neden mi? Yaşlanıyorum. Gözlerimin ferinin söndüğünü hissediyorum her geçen gün. Ve her geçen gün anılar daha ağır basıyor gece başımı yaştığıma koyduğumda.
Ördüğüm ağlama duvarları işe yaradı sanırım. Ama ben rahibe değilim, narsist de. Ben de bir hatunum, sevilmek isteyen ve narin duyguları olan. Çok da güzel sevgi cümleleri kurarım, gerçekten. Güzel nargile, çay da hazırlarım. Ama hala sorularımın hala cevabını bulamadım.
Yaşlandığımda da kuvvetle muhtemel yine elimde bir saz, notası eksik türküler ve bir bardak açık çayım olacak yanımda. Tek fark, bozkırdan kaçıp yerleştiğim bir sahil kasabasında oturacağım bu sandalyeye. Torunlarım olmayacak etrafımda koşturan. Akşam eve gelirken bir şey almamı ister misin diye soran bir hayat arkadaşı da olmayacak.
Yanımda olacak tek şey , her zamanki gibi, eşsiz, muazzam sessizlik. bozmasın kimse o sessizliği.
http://www.youtube.com/watch?v=0xgQ3qPKF58

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder